Perşembe, Haziran 29, 2017
Giriş Yap Kayıt

HESABINIZA GIRIS YAPIN

Kullanici Adiniz
Sifreniz *
Beni Hatirla

YENI HESAP OLUSTURUN

(*) Yildizli Alanlarin Doldurulmasi Zorunludur.
Adiniz
Kullanici Adiniz
Sifreniz *
Tekrar Sifrenizi Yazin *
Email *
Tekrar EMaili Yazin *
  • Bulutlar Insaat
  • MMS Selcuklu Sove
  • Arzum yemek
  • Kavakli Yapi
  • Baskent Magaza
  • Cimilli AVM
  • Doganlar Group
  • Eksen Bilisim
  • Sporyum
  • Erkaya
  • Konak rezidans
  • Lux pastane
  • Manchester
  • Sadikogullari Lokum
  • title
  • Sezerler
  • Sim Ajans

 

.

Mardin Rehberi

Perşembe, 28 Ağustos 2014 12:44

Mardin Esnaf Firma Rehberi Kayıtlı Firmalar

Artuklu Esnaf Firma Rehberi Kayıtlı Firmalar

Mardin Genel Bilgiler 

 Mardin

Yüzölçümü: 8.891 km²

Nüfus: 705.098 (2000)

İl Trafik No: 47

Mardin, mimari, etnografik, arkeolojik, tarihi ve görsel değerleri ile zamanın durduğu izlenimini veren Güneydoğunun şiirsel kentlerinden biridir. Mardin'de, farklı dini inanışlar paralelinde, sanatsal açıdan da tarihi değeri olan camiler, türbeler, kiliseler, manastır ve benzeri dini eserler barındırmaktadır. Mardin, İpek Yolu güzergahında olup, 5 han ve kervansaray mevcuttur.

İLÇELER:

Mardin ilinin ilçeleri; Dargeçit, Derik, Kızıltepe, Mazıdağı, Midyat, Nusaybin, Ömerli, Savur ve Yeşilli 'dir.

Kızıltepe: Kızıltepe Mardin'in güneybatısında yer alır. Artuklu ihtişamını yansıtan Ulu camii, Taşköprü, Tarassut Kulesi Şahkullubey Kümbeti, Harzem Harabeleri günümüze kadar ayakta kalan tarihi hazinelerdir.

Mazıdağı: Sümerler devrinden beri mesken olduğu tahmin edilir. 50 metrelik bir tepenin üstünde bulunan Dermetinan Kalesi, Sultan Şeyhmus, Pir Hattap Türbeleri önemli ziyaret yerleridir. Zambırhan ve Asrihan iki mağaraları Taş Devrinden kalmadır.

Midyat: Mardin'in bu çok önemli ilçesi gümüş işçiliğiyle ünlüdür. El sanatları açısından önemli bir yöre olan ilçe turistik açıdan oldukça çekicidir. İlçenin 18 km. doğusunda bulunan Deyrulumur Manastırı M.S.397 yılında inşa edilmiştir.

Nusaybin: Dünyaya ışık tutacak Medeniyetler tarihine yeni bir sayfa açacak Gınnavas Höyüğü buradadır. Morin Şehir Kalıntısı, Morin Kalesi, Dimitros Kalesi, Mor Ambaham Manastırı, Yeni Kale, Şirvan Kalesi, Mor Yakup Kilisesi ve kilisenin 5-6 metre derinlikte bulunan zemin katta Mor Yakup Mezarı, Mor Evgin Manastırı, Mor Yuhanna Kilisesi, Üzüm suyu kanalı, Selman-i Pak, Şeyh Ali Tepesi, Pir Kemal Türbesi, Arap Kışla, Bağdat Köprüsü, Tak-ı Zaferin önemli tarihi yerlerdir. Zeynel Abidin Camisi, Hz. Muhammed' in 13. torunlarından olan Zeynel Abidin ve onun kız kardeşi Zeynep'in türbelerinin bulunduğu ilçenin en önemli camisidir.

Ömerli: Asurlar, Persler, Romalılar, Bizanslılar ve Türk İslam Devletlerinin hakimiyetlerinin bıraktığı antik değerler, Ömerliyi zengin kültür merkezi kılmaktadır. Fafah Kalesi, Beşikkaya Harabeleri, Göllü Harabeleri ve merkezde bulunan Kilise Harabeleri görülmeye değerdir.

Yeşilli: Mardin merkezinin kuzeydoğusunda yer alan Yeşilli, doğanın cömertçe oluşturduğu yemyeşil bir vadinin içinde mesire yerleriyle ün salmıştır. Romalılar devrinde yapılmış su kanalları, çeşmeler, bentler ve değirmenler görülmeye değerdir.

 

Tarihçe 



MARDİN’İN KISA TARİHÇESİ:

Mardin’in bir arada katmanlaşan farklı medeniyetlerini kısaca aşağıda sıralamak mümkündür;

TARİH ÖNCESİ KÜLTÜRLER: Mardin’in medeniyetini özetleyen hammaddeler “taş ve kil” olup, eski çağlardan kalan sanat eserleri ve taş abidelerin sayılarına münhasıran Mardin, diğer hiçbir medeniyetin elinde bulunmayan “KİL MÜHRÜ” elinde tutmaktadır. Şu anda dünyada ve özellikle Mezopotamya’nın etki alanına giren bölgelerde kil, yazının başka bir deyişle öğrenmenin en önemli belirleyici faktörü olmuştur.

Mardin birçok farklı dil, din ve kültür mozaiğiyle farklı tarihi süreçlerden geçmesine rağmen, özellikle Mezopotamya ve Mısır’da görülebilen büyük boyuttaki birlik ve beraberliği sergilemektedir.

Medeniyet tarihi boyunca, her çağ yeni ve farklı bir çağı doğurmuştur. Kuzey Mezopotamya’nın önemli bir kenti olan ve Müsteriyen sürecinden (M.Ö. 50.000) beri yerleşim yeri olarak kabul edilen Mardin, daha sonra hububat üretimi ekonomisinin başladığı dönemlerdeki sürekli yerleşim alanları içerisinde kendisine önemli bir yer oluşturmuştur. Hala Mezopotamya’nın dağlık sınırlarında, Jermo’nun Neolotik yerleşiminde sırayla 3.000 yıllık geçiş dönemlerini izlemek mümkündür.

En erken çömlekçilik, evcilleştirilmiş hayvanlar ve ekili topraklar buradaki sürekli yerleşim başlangıcının M.Ö. 6750 civarında tarihlenebileceğinin göstergesidir. Bu süreç Dicle’den Akdeniz’e kadar uzanan site devletlerinin egemen olduğu dönemlerdir. Tell Halaf olarak bilinen süreçte, Habur Nehri üzerindeki bir sitede bakır M.Ö. 4.500’de işlenmeye başlanmıştır. Burada daha büyük oranda hububat ve evcil hayvanlar görülmekte olup, teknik gelişmeleri tekerlekli araçlar, taş kaplamalı yollar, tonoz prensibinin ustalığı ve yüksek dereceli fırınlardan oluşmaktadır.

Mezopotamya’nın ve özellikle Mardin’in en eski yerleşimcileri, yazılı anıtlardan, yazılı gelenekten, Sümerlerden başka, Akadlar veya Akadlardan önce M.Ö. 3. binyılın sonlarına doğru Kuzey Mezopotamya’da görülen ve Hurilerin ataları veya yakın akrabaları olan Subarulardır. Bunların Mardin’deki mevcudiyetleri bilinmekle birlikte, geçmişleri ve göç rotalarıyla ilgili kesin ifadeler bulunmamaktadır. Şimdiye kadar etkileri belirtilenlerden daha fazla olması kuvvetle muhtemeldir.

M.Ö. 4. ve 3. binyıllardaki dönüşümlerle, tarih öncesi bitmek bilmeyen karanlık dönemler sona ermiş ve yazının mevcudiyeti ile ilerlemeler başlamıştır. İsimler, konuşma ve hareketler; bütün olarak kelime ve heceleri temsil eden şekillerden oluşan bir sistemle ortaya konulmuştur.

M.Ö. yaklaşık 3000’de, Erech’teki merkezde muhtemelen Sümer’ler silindirik mühür ve yazının ortaya çıkışı dahil, binalarda da taş kullanmaya başladılar. Bu arada Akad (M.Ö. 2334-2154) Hanedanlığı’ndan önceki yazılan hemen hemen bütün dokümanlar Sümer dilinde yazılmıştır. Sümer dili bitişken bir dil olup, farklı dil bilgisi kurallarını ve ilintilerini ifade eden önek ve sonekler isim veya fiil köküne bir sıra ile eklenmişlerdir.

Buna bağlı olarak, M.Ö. 4. binyılda Mardin daha sonraki dönemlerde görülebileceği gibi birçok farklı unsurlardan oluşmaktadır. Sümerler ve onların mirasçıları, Sümerlerin yönetimdeki rollere rağmen, diğer unsurların tarihi rolleri hiçbir zaman diğerlerinden daha aşağılarda olmamıştır. Daha sonra gelen yarım milenyumda Mezopotamya’da Sümer şehir devletlerinin gelişimi görülmüştür. Sümerler aynı zamanda, gelecekteki iki milenyumda Mezopotamya kültür çerçevesinin büyük çoğunluğunu ortaya koymuşlardır.

AKADLAR (M.Ö. 2350-2000): Akadların ve diğer Akad öncesi ismen bilinmeyen Semitik unsurların tahminlere göre az çok göçebe bir hayat sürmekte oldukları görülmüştür. Bununla birlikte, evcil koyun ve keçi sürülerine sahip olduklarından sulu alanlardan bir günlük yürüyüş mesafesinden daha fazla bir zaman alacak olan bir yerde konaklamamaktaydılar.

            Mezopotamya tarihinde ve özellikle Mardin tarihinde 2350 yılını tarihi bir dönüm noktası olarak ele almanın birçok nedeni bulunmaktadır.

            Birincisi, Mezopotamya toprakları üzerinde ilk defa bir imparatorluk yükselmiştir. Bu imparatorluğun itici gücü de Akadlardır. Sümerlerle yan yana duran bu unsur adeta onlarla anlamdaş oldular. Akadların en önemli yöneticileri Sargon, Rimuş, Maniştusu, Naram-sin ve Şar-kali-şarri olup, bu yöneticiler 142 yıl hüküm sürmüşlerdir.

            BABİL DÖNEMİ: Sümerlerin rönesansı, ikinci bin yılda Hamburabi’nin birleşik krallığında pik noktasına ulaştı. Bu dönemde Mezopotamya, küçük devletlerden oluşan bir mozaik idi. Hamburabi, koalisyon unsuru üzerine yetenekli bir şekilde oynayarak, kendisinden önceki yöneticilerden daha güçlü oldu. Hamburabi’nin oğlu Samsuiliuna (M.Ö. 1749-1712) döneminde Babil İmparatorluğu büyüklük olarak büyük oranda çöküş dönemine girdi. Politik birlikteliğin gevşekliğine rağmen, Babil Dönemi aktif entelektüelliğin prim yaptığı ve çoğaldığı bir dönem olmuştur.

            HURİLER: Huriler eski yakın doğu medeniyetinin yörüngesine M.Ö. 3. binyılın sonlarına doğru girdiler. Huriler, dönemlerinin yüksek noktasına ancak 2. binyılın ortalarına doğru kavuşabildiler. 15. yüzyılda, Alakh ağır bir şekilde Hurileşti ve Mitanni İmparatorlu’nda, Huriler en güçlü nüfus yapılarıyla önde gelen bir unsur oluşturdular.

MİTANNİ VE HURİ KRALLIĞI: 1600’den sonra Mezopotamya’da Semitik devletlerin zayıflaması üzerine, Huriler bu bölgede daha köklü bir şekilde yerleşmelerine ve Asya Minör (Anadolu)’ün doğusunda, Mezopotamya ve Suriye’de sayısız küçük devletler oluşturdular. Kısa bir süre sonra, 1500’den itibaren Mitanni Krallığı Mezopotamya’da Habur Nehrinin kaynaklarının yanlarında oluşmaya başladı. Dahili karmaşıklıklardan dolayı zayıflayan Hitit ve Asurların Mittani Krallığı, hiç şüphesiz büyük bir politik felakete dönüştü. Bununla beraber, son dönem Babil şehir kültürünün çöküşünü hızlandırdı.

            Mezopotamya (Özellikle Nisibis) M.Ö. 1. yüzyılda Ermenilerin büyük etkisi altında kaldı fakat Phraates III (M.Ö. 70-58/57’de hüküm sürdü.) buraları yeniden geri alarak Partlara bağladı. Yakın Doğu’da Roma gücünün yükselmesiyle birlikte, Mardin’de Roma ve Partlar arasında bir sınır oluşturdu. Nusaybin Part kontrolünde oldu.

            ROMA İMPARATORLUĞU: Roma lideri Crassus M.Ö. 54’te Mezopotamya’nın içlerine geldi fakat Partlar tarafından M.Ö. 53’te Harran (Carrhae)’da yenilgiye uğratıldı. M.S. 114-117 yıllarında İmparator Trajan M.S. 115 ve 116’da yaptığı iki seferle Partların gücünü kırarak bölgeyi fethetti ve buraları Roma kenti yaptı. Fakat Trajan’ın ölümünden sonra, Hadrian buraları yeniden Partların egemenliği altına soktu. 165’ten itibaren, Romalılar yeniden Mardin dahil, Mezopotamya’nın kuzeybatısını fethettiler. Roma İmparatorluğu’nun etkisi ve hükümranlığı Bizans’ın M.S. 330’da Yeni Roma oluşuna kadar devam etti.

            3. yüzyıldan, 7. yüzyılın başlarındaki İslam’ın yükselişine kadar, Mezopotamya Romalılar ve (6. ve 7. Yüzyıllarda Bizanslılar) Partların mirasçısı olan Sasaniler arasında adeta bir savaş alanına dönüştü. Partlar Dönemi’nde olduğu gibi, Romalıların etkisi ülkenin kuzeybatısında Anadolu’ya yakın olan Harran, Edessa (Urfa), Nisibis (Nusaybin), Saures (Savur), Dara ve Mardin Bölgelerinde yoğunlaşmıştı. Bu zaman zarfında, Nusaybin bir dönem Nasturi Hıristiyanların belli başlı merkezi haline dönüşmüştür.

            BİZANS İMPARATORLUĞU: 330 yılında, Troya, Antakya ve İskenderiye dikkate alındıktan sonra, Konstantiniye (İstanbul) Roma İmparatorluğunun başkenti oldu. Böylece Bizans yeni Roma oldu. Bizanslılar 641 yılına kadar Mardin’de hüküm sürdüler. 7. yüzyılda Mardin Araplar tarafından fethedildi.

            ARAP FETHİ: Miladi 641’deki Arap fethinin sürecinden sonra, Mardin Mezopotamya’nın önemli bir kenti olmaya devam etti. Buna ek olarak, Beni Tağlip, Bekir ve Tamim gibi ünlü Arap aşiretleri Mardin tarihinde çok önemli roller oynadılar. Mardin kenti Mekke’deki Halifeliğe bağlı idi. Emevi halifesi Damaskus (Şam)’a taşınınca, Mardin genel valiler tarafından yönetilen bir kent oldu. Miladi 750’ye doğru Abbasiler Mezopotamya’nın Küfe kentinde, İspanya’daki Emeviler hariç, tüm bölgelerde Emevi Halifeliliği’nin yerini aldılar. Abu Abbas el Saffah dönemindeki Emevilerin son dönemlerinde savaşlar sonucu Abbasiler güçlerini kabul ettirdiler. Abbasi Halifeliği, Pers kültürünün Mezopotamya’nın politik ve kültürel etkinliğinde önemli rol oynadığı beş asır boyunca hükümranlığını sürdürmüştür.

            HAMDANİLER: Miladi 895’de ortaya çıkan ve Mardin’de büyük şöhret olan Hamdaniler, 10. Yüzyılda Musul’da bağımsız bir emirlik kurdular. Bizzat Abbasi halifesi zaman zaman Hamdanilerden direk yardım taleplerinde bulunuyordu. Mardin’deki Hamdanilerin hükümranlığı M.S. 978 yılına kadar devam etti. Büveyhilerin üstünlüğünde Hamdanilerin gücü iyice azaldı. Abbasi halifesi onları kendi politik ve dini amaçları için serbest bıraktı. Bölgenin kontrolü ye kadar Ukaylilerin elinde idi. El Cezire’nin kuzeyi (Kuzey Mezopotamya) ise Kürt olan Ibn Mervan’ın elinde idi.

            SELÇUKLULAR: Büveyhilerin gücü zayıflayınca, Selçuklular Mervanileri (Ibn Mervan) 1089 yılında Nusaybin’de yenilgiye uğratınca Mardin Bölgesi’nin yönetimi ellerine geçti.

            ZENGİLER: Miladi 1127’de, Sultan Mahmut Zengi’yi Musul sorumlusu olarak atadı. Kendisi şehrin kontrolünü iyice eline aldıktan sonra, Miladi 1130’da sefere çıkarak, Artukluları yenilgiye uğratıp, Nusaybin, Sincar ve Harran’ı aldı.

            ARTUKLULAR: Artuklular, Türkiye’nin doğusunda uzun süreli hüküm sürdüler. Mardin bölgesini bağımsız olarak ve Eyyübi, Memlük, İlhanlı ve Karakoyunlu hükümranlıkları altında 11. yüzyıldan, 15. Yüzyılın başlangıcına kadar yönettiler. İlk Artuklu, Döger Türkmen boyu aşireti, Selçukluların Malazgirt zaferinden sonra, 1073 yılında Anadolu’ya gelerek Selçuklu Melikşah’ın komutasında hizmet görmeye başladı. Artuklular daha sonra Mardin’e yerleşerek Mardin’de küçük bir krallık (melik) kurdular.

            Selahaddin-i  Eyyübi’nin bölgedeki etkisi, Artukluların gücünü iyice zayıflattı. Miladi 1234 yılından sonra yalnızca Mardin şubesi ellerinde kaldı. 1260’ta, El Malik el Said, Moğollara karşı mücadele verdi, fakat oğlu El Muzaffer, Moğolların hükümranlıklarını kabul ederek, Mardin hanedanlığını kurtardı. Artuklular, İlhanlılara sadık olarak hizmet verdiler. Artuklular askeri bir güç olup, Arap kültürüne büyük saygı göstererek, Müslüman ve diğer dinlere bağlı olanlara büyük hoşgörü gösterdiler. Sultan Salih, Karakoyunluların Mardin’i almaları üzerine, Mardin’i Musul ile değişerek böylece buradaki Artuklu hükümranlığı sona ermiştir.

            MOĞOLLULAR (İLHANLILAR): Moğollular, göçebe Doğu Asya aşiretlerinden oluşmaktadırlar. Cengiz Han’ın torunu olan Hülagü, Pers İlhanlı hanedanlığını oluşturdu. Pers İlhanlıları doğunun büyük Hanı’na bağlıydılar. Abu Said, Arap adını alan ilk İlhanlı hükümdarı idi, onun 1335 yılındaki ölümünden sonra Pers İlhanlı İmparatorluğunun dağılmasının dönüm noktası oldu. İlhanlılar, Artuklular Dönemi’nde Mardin’de hükümranlık sürmüşlerdir. Mardin’deki hükümranlıkları Abu Said’in 1335’teki ölümüyle sona ermiştir.

            TİMURLENK: 15. yüzyılın başlangıcında, Timur; Mardin ve diğer şehirleri işgal etmek üzere Anadolu’ya doğru sefere çıktı. Mardin kenti Timur’un işgaline uğrayarak yakılıp, yıkıldı.

            KARAKOYUNLU DÖNEMİ: Karakoyunlu Devleti’nin hükümdarı olan Kara Yusuf, 1406’dan sonra ülkesini yeniden tesis ederek Mardin, Erzincan, Bağdat, Azerbaycan, Tebriz, Kazvin ve Sultaniye’yi fethetti. Ölümünden sonra ülke büyük bir kaosun içerisine sürüklendi.

            Mardin’de doğan Cihanşah ülkede yeniden birliği sağlamak için çaba sarf etti fakat Akkoyunlu Devleti’nin hegemonyası altına girdi.

            AKKOYUNLU DÖNEMİ (1350-1502) Tur Ali Bey’in liderliğinde bir birlik olarak ortaya çıktı. Akkoyunlu Devleti’nin gerçek kurucusu Kara Yülük Osman Bey’dir. Akkoyunlu Devleti’nin en güçlü olduğu dönem Uzun Hasan’ın iktidar dönemidir. Bu arada, 1473’te Osmanlı Sultanı Mehmet I’e Otlukbeli savaşında yenik düşülmesi, Uzun Hasan için çok ağır bir kayıp oldu. Bu yenilgi sonrası Akkoyunlu Devleti’nin çöküş süreci içerisine girmesini hızlandırdı. Bu gelişme Şah İsmail hükümdarlığındaki Safavi Devleti’nin oluşması önündeki yolu açmış oldu. Akkoyunlular Dönemi’nde Mardin çok önemli kültürel gelişmeler yaşadı.

            SAFAVİLER DÖNEMİ: 1508 yılında Şah İsmail Mardin’i ele geçirerek şehrin kontrolünü ele aldı. Safavilerin yükselmesiyle birlikte, Osmanlılar Anadolu’da üstünlüğü ellerine geçirmişlerdi. Mardin her iki devletin savaşına tanıklık etti. Osmanlılar tarafından bir yıl süren kalenin kuşatması sonucunda Yavuz Sultan Selim, 1516’da Mardin’i fethederek Osmanlı topraklarına kattı.

            OSMANLILAR DÖNEMİ: Mardin Yavuz Sultan Selim döneminde 1516 yılında Osmanlı topraklarına dahil edildi. Osmanlı Devleti 16. Yüzyılda zirveye çıkmasına rağmen daha sonraları, geçmişte Osmanlı Devleti’ni iyi yöneten İdarenin daha sonraları modernize edilmemesi, dahili ve harici sebepler, devleti kurtarmak için gerekli etkin reformların yapılmamış olması yüzünden gerilemeye başladı. Osmanlı Devleti’nin çöküşünü hızlandıran harici sebepler ise, ticaret yollarının yön değiştirmesi, endüstriyel devrimi gerçekleştirememesi, modern askeri teknikleri uygulamadaki gecikmeler beraberinde çöküşü getirdi. Osmanlı Devleti’ndeki entegrasyonun bozulmasının bir başka önemli nedeni de Fransız Devriminden sonra baş gösteren ayrılıkçı ve milliyetçi akımlar olmuştur.

            Birinci Dünya Savaşı sırasında, Sykes-Picot Anlaşması (16 Mayıs 1916) ile birlikte Osmanlı Devleti’nin parçalanmak istenmesi sonucunda aralarında Mardin’in de bulunduğu Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin İngiliz ve Fransız Güçleri arasında paylaşılması hedeflenmişti. Mustafa Kemal Paşa’nın gayretleriyle, Mardin, Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nden (23 Nisan 1920) ve Cumhuriyet’in 1923’te ilanından önce işgale karşı şiddetle karşı çıkmıştır.

            TÜRKİYE CUMHURİYETİ: Genel olarak tamamen bağımsızlığı hedefleyen Misak-ı Milli yayınlandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin toplanmasından sonra olağanüstü yetkilerle Ankara’daki Meclis’e katılmak üzere Türkiye’nin her ilinden beşer milletvekili seçilmesi için seçim kararı açıklandı. Yeni seçilen üyelere ek olarak, İstanbul Meclisi’ndeki üyelerin de, Ankara’da yeni oluşturulan Meclise katılmaları için davet edildiler. Bunun üzerine, İstanbul Meclisi üyesi olarak 1919’da Mardin’den seçilen Derviş Vural da Ankara’da yeni oluşturulan meclise katıldı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra, Mardin, bu ülkenin önemli bir kenti oldu.

            Dünya’da istikrarın gün geçtikçe güç kaybettiği bir dönemde, Mardin, konumu itibariyle yeniden dünya tarihinde önemli yer tutan o eski ihtişamlı günlerine dönmeye başlıyor. Mardin, aynı zamanda Akdeniz’den İran’a ve Anadolu’nun kuzey-güney ekseninden aşağı Mezopotamya’ya kadar uzanan geçmişteki ticaret rotasının yeniden önemli bir kavşak noktası olması için hedefine doğru emin adımlarla ve hızla ilerliyor.

            Tüm Dünya’da insanlığın beşiği (Cradle of Mankind) olarak kabul edilen Kuzey Mesopotamya’nın bu eşsiz kenti, yeniden tarihteki önemli rolünü oynamak üzere “Kil Mührü” eline almış durumdadır.

Kaynak: Doğan BEKİN, Tarihin Işığında Mardin, Korza Yayıncılık Basım San. ve Tic. Ltd. Şti.Ankara: Ekim 2010, 2. Baskı

 

Mardin Coğrafya 

Mardin 889i Km.2 yüzölçümü ile 36 55 - 38 51 Kuzey Enlemleri ve 39 56 - 42 54 Doğu Boylamları arasında yer alır. Diyarbakır,Şanlıurfa Batman, Siirt, Şırnak, ve Suriye İle Sınır Komşusudur Mardin 11 topraklarının % 4.8 ini kaplayan dağlar doğu-batı istikametinde uzanır ve ovadan ortalama 600 metre yükseklikte çok geniş bir kütle oluşturur. Yükselti bazı kesimlerde 1000 metre üzerine çıkar. Dağlar genellikle çıplaktır. Büyük bölümü kalkerli olduğundan çatlaklar ve yarıklar oluşmuştur. Yüzey suları çatlaklardan dibe çekilmekte ve ovalara yakın platolarda yüzeye çıkmaktadır. Killi ve kireçli yapılı topraklarda Mardin, Mazıdağı, Derik, Midyat, Savur ve Nusaybin'in yükseklerinde meşe ağaçlarına rastlanır. Dağların kalkerli kesimleri Hızla aşınarak platolara dönüşmüştür. Bu platolar yer yer yüzeye çıkan lavlarla kaplıdır. 

Mardin'de Gümüş Çayı. Çağçağ suyu ve Savur Çayı yanı sıra Seyhan Deresi ve Yeşilli Gülzar Deresi bulunmaktadır. Dicle ve Fırat nehirlerinin kolları il topraklarında koridor oluşturmuştur. Dicle Vadisi ile Kızıltepe, Mardin ve Nusaybin Ovaları mevcuttur.

İklim olarak Akdeniz iklimi ile karasal iklimin ortak özelliklerine sahiptir. Yazları çok sıcak ve kurak, kışları ise yağışlı ve soğuktur.

 

Mardin İklimi

Mardin ilinin iklimi üzerinde kuzeydeki yüksek dağlar etkili olmaktadır. Bölgede kış döneminde oluşan yüksek basınç alanı, kış aylarının soğuk geçmesine yol açar. Bir yandan güneydeki çöl ikliminin etkisi altında bulunması, bir yandan kuzeydeki yüksek dağların serin hava kütlelerinin bölgeye girişini engellemesi nedeniyle ilin genelinde yazlar çok sıcak geçerken karasal iklimin tipik özelliği görülür. Ancak Derik, Nusaybin ve Savur ilçelerinde pamuk, fındık ve zeytin gibi ürünlerin yetişmesi mikroklima özelliğinin yörede hüküm sürerken Akdeniz iklimi ile karasal iklimin ortak özelliklerine sahipt

 

Mardin Ulaşım 

Mardin iline karayolu, demiryolu ve havayolu ile ulaşım sağlanmaktadır

 

Nasıl Gidilir? 

Karayolu : Terminale belediye otobüsleri ve minibüslerle ulaşmak mümkündür.

Otogar Tel : (+90-482) 212 15 49

Demiryolu: İl topraklarına Şanlıurfa-Ceylanpınar' dan giren demiryolu, sınırı izleyerek Suriye ve Irak'a ulaşır. Ayrıca Şenyurt kasabasından geçen bu yola Mardin 30 km. hatla bağlıdır.

İstasyon Tel : (+90-482) 212 51 36

Havayolu: Haftanın beş gününde (Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe ve Cumartesi) Ankara aktarmalı İstanbul uçak seferleri yapılmaktadır.

Hava Limanı Tel : (+90-482) 313 00 00 - 313 27 18




 

 

Midyat Tarihçesi 

İlçemiz Midyat'ın coğrafi olarak konumu, doğusunda Dargeçit ilçesi, batısında Ömerli ilçesi, kuzeybatısında Savur ilçesi, kuzeyinde Batman iline bağlı Gercüş ilçesi, güneyinde Nusaybin ilçesi, güney doğusunda ise Şırnak iline bağlı İdil ilçesi yer almaktadır. Bu ad, ibadet edenlerin dağı, diyarı anlamında kullanılır. Bu bölgenin yüzölçümü 10.000 Km2'den fazladır.

İlçemizin ismi ve ilk kuruluşu konusunda, değişik görüşler bulunmaktadır. Bazı kaynaklara göre, İlçenin adı bir çok değişimlerden sonra Farsça, Arapça ve Süryanice karışımından meydana gelmiş "AYNA" anlamına gelmektedir.

Başka bir rivayete göre de Midyat, Mağaralar Kenti anlamına gelen " MATİATE" kelimesinden ismini almıştır. Bu görüşü ileri sürenler, "MATİATE" isminin Asur yazıtlarında M.Ö. 9.Yüzyılda geçtiğini Asur imparatorlarından II. Aşurnasipal M.Ö. 879 yılında gururla: 'Matiate'yi (=Midyat) ve köylerini buyruğum altına soktum. Bol ganimet edinip, onları yüklü haraca ve vergiye bağladım' der.r. Bu görüşe paralel olarak Midyat'ta ilk yerleşim yerinin mağaralar olduğunu gösteren "Elath" mevkiinin (Midyat'a 3 Km. uzaklıkta ve Acırlı Beldesi yakınında bulunan Ziyaret-Mesire Yeri) Romalılar döneminden günümüze kadar geldiği söylenmektedir.

1973 Mardin İl yıllığında İlçenin tarihçesi hakkında şu bilgiler yer almaktadır: Orta Asya'dan göçüp Anadolu'ya gelen Eti Türkleri, Mezopotamya dediğimiz Dicle ve Fırat Nehirleri arasında yer alan ve verimli topraklara sahip olan bölgeye yerleşmişlerdir. ( M.Ö. 2000 yıllarında ) Bölgeden geçişleri sırasında Midyat'ı büyük bir mağara şehri halinde kurup, hayvanlarını da burada barındırmışlardır. Midyat'ın altındaki mağaralar o devirlerde barınak olarak kullanılmışlardır. Bu mağaraların birbirleri ile bağlantıları vardır. Daha sonraları bu bölgeye Orta Asya Türklerinin öncü göçebeleri olan Komuk Türkleri gelip yerleşir.

Bölgeye gelip yerleşen Komuklar, asırlarca Asurilerle savaşmışlardır. Bu dönemlerde Asurilerin birkaç defa bölgeyi ele geçirdiği görülmektedir. Ancak bu istilaları pek uzun sürmez ve her defasında çekilmek zorunda kalmışlardır. Nitekim Asur Hükümdarı Tıglatninip zamanında Komuklar, tamamen duruma hakim olmuşlardır. M.Ö. 500-100 yılları arasında bölge, değişik kavimlerin istilasına uğramıştır. Makedonyalılar, Persler, Romalılar bu bölgede hüküm sürmüşlerdir. Midyat' ın asıl meskun hale gelişi veya bölge olarak kuruluşu Selefkuslar devrine rastlamaktadır (M.Ö.180 Yılları).

M.S. V. yy kadar Hıristiyanlık bölgeye hakim olmuştur. VI. asırdan sonra, İslamiyet' in yayılışı ile birlikte Arap akınları başlamış ve VII. yüzyılda Halit B. Velid orduları bölgeyi fethetmişlerdir. Abbasiler döneminde bölgede imar ve kalkınma hareketleri görülmüştür. Midyat köylerinin ekserisi Harun El Reşit döneminde kurulmuştur. Harun El Reşit'in oğlu Memun'un Türk-Arap karışımı olarak kurduğu büyük bir ordu Cizre-Mardin eski patika yolu boyunca yüz karakola yerleştirilmiştir. Mahalmiler böyle doğmuşlardır. Midyat ve çevresindeki köylere verilen "MAHALMİ" adı buradan gelmektedir. Mahalmi; yüz mahalle, yüz yer, yüz ordugah anlamına gelir ve bugün de Cizre'den Mardin'e kadar eski patika yolu, özellikle eski Bağdat yolu üzerindeki ( bu kervan yolu üzerindeki) bu köyler, Türkçe, Süryanice ve ağırlıklı olarak Arapça karışımı Mahalmice diye tabir edilen bir dili konuşur.

XI. yüzyılda Artuk Devleti genişleyerek, batıda Halep, doğuda Musul ve Bitlis, Kuzeyde Harput (Elazığ), güneyde Darzuru içine alır.İşte Midyat da, bu dönemde Mardin, Hasankeyf ve Musul eyaletleri arasında irtibat vazifesi gören bir bölge olarak en parlak devirlerinden birini yaşamıştır. Bu tarihte bölgenin merkezi Derizbin ( Acırlı ) köyüdür. Derizbin beyleri Artukoğullarına bağlı yarı müstakil bir beylik olarak hüküm sürüyorlardı. Mervaniler ve Eyyübiler'den sonra Midyat 1535 yılında Bıyıklı Mehmet Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilmiştir. 1838 yılında Diyarbakır Valisi Ali Paşa tarafından ziyaret edilen Midyat'ta, bir redif taburu teşkil edilir.

1810 yılında ilçe olan Midyat, 1915'te Cevat Paşa tarafından imar görülmüştür. Askeri Kışla, Cevat Paşa Camii ve Ulu Camii bu dönemde inşa edilmiştir.

Nusaybin Tarihçesi 

Nusaybin eski bir yerleşme merkezi olup, bilinen en eski ismi Nisibis’tir. MÖ.3000’lerde Hurrilerin yurdu olan bu yöre MÖ.XIV.yüzyılda Mitanni krallığının egemenliği altına girmiştir. Nitekim Nusaybin’in kuzeyindeki Gırnavaz Tepesi’nin güney eteklerindeki kalıntılar bu yerleşimin Mittani krallığının merkezi olduğunu göstermektedir. Yöreye daha sonra Aramiler yerleşmiş, MÖ.XIII.yüzyılda Asurlular buraya hakim olmuştur. Medlerin, Babillerin ve Perslerin egemenliğinden sonra da MÖ.331’de de Makedonyalılar Anadolu’nun büyük bir bölümü ile birlikte burasını da kendi topraklarına katmışlardır. İskender’in ölümünden sonra yöre bir süre Seleukosların egemenliğine girmiş, daha sonra da Tigranes buraya egemen olmuştur.

Nusaybin Roma döneminde birkaç kez Sasanilerin eline geçmiş, daha sonra Bizanslılar ile Sasaniler çoğu kez burada çatışmışlardır. MS.V.yüzyılda Nusaybin Nasturilerin önemli bir dini merkezi olmuştur. Araplar zaman zaman buraya akınlar düzenlemiş ve yöreye hakim olmuşlardır. Bu dönemde de Bizanslılar ile Araplar sürekli savaşmışlardır. Yöre Hamdani ve Mervani yönetimlerinden sonra Selçuklu, Artuklu ve Eyyubi egemenliği altına girmiştir. XIII.yüzyıldan sonra Moğollar, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safaviler yöreye hakim olmuşlardır. Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında (1517) Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Gırnavas Höyüğü Nusaybinin 4 km kuzeyindedir. Marin Şehir Kalıntısı, Marin Kalesi, Dimitros Kalesi, Mor Ambaham Manastırı, Yeni Kale, Şirvan Kalesi, Mor Yakup Kilisesi ve kilisenin 5-6 metre derinlikte bulunan zemin katta Mor Yakup Mezarı, Mor Evgin Manastırı, Mor Yuhanna Kilisesi burada bulunmaktadır.

NUSAYBİN ÇAĞ ÇAĞ VADİSİ(ARKEOLOJİK SİT ALANI)

Çağ Çağ Vadisi kuzey Mezopotamya sınırları içersinde yer almaktadır. Cezire bölgesi olarak da bilinen kuzey Mezopotamya bölgesi 17. yy Arap coğrafyacısı İbn Şaddad, “el-A’lak el-Hatira fi zikr umarâ’üş-Şam ve’l-Cezira” adlı eserinde Diyar- Rabia, Diyar-ı Bekr ve Diyar-ı Mudar olarak Cezire Bölgesini üçe ayırır. Bu söz konusu bölgelerden Diyar- Rabia’nın başkenti Nusaybin’dir. Eski Asur metinlerinde Kaşiyari bölgesine yapılan seferlerde adı sıkça geçen Nasipina/Naşipina günümüz Nusaybin ile bir tutulmaktadır. Çağ Çağ Vadisi’nin de içinde bulunduğu Kaşiyari Bölgesi, aslında bir dağ adı olup, klasik çağlardaki Strabon’un ve Ptolemeus’un coğrafyalarında Mons Masius (Masius Dağı), Teofilakt’a göre “İzala Dağı”, daha sonraki dönemlerde ise Tur Abdin (Esirler/Kullar Dağı) adını almıştır. Nusaybin-İdil ve dolayısıyla Çağ Çağ Vadinsin içersinde bulunduğu kısım ise Süryani kaynaklarında İzlo Dağı kimi zamanda Beth Gawgal olarak geçmektedir. Tur Abdin dağlık bölgesi 200 km uzunluğunda olup Cezire ovasını kesen güneydeki Sincar-Abdülaziz sistemine göre daha büyük bir kütleyi temsil eder. Adı geçen kütle III. Jeolojik devirde Toros Kıvrımları’nın oluşum sürecinde ortaya çıkmıştır. Genel olarak kalker katmanlı bir yapıya sahip olan dağ kütlesinde yer yer kül renkli ya da sarı marnlı kalkerler, kornişlerin olduğu seviyelerde kırmızı ya da pembe renkli paleosen döneme ait kalkerlere de rastlamak mümkündür. Çağ Çağ Vadisi’nin ortalama yüksekliği 500m civarında olmakla beraber Tur Abdin Dağ silsilesinin doruklarında bu rakam ortalama 1000-1100m sevilerine kadar çıkmaktadır.

Mezopotamya üzerine yapılmış olan tarihi coğrafya çalışmaları incelendiğinde güney Mezopotamya ve Anadolu’yu bir birine bağlayan çeşitli önemli yolların Tur Abidin bölgesinden geçtiğini görülecektir. Söz konusu bu yolların en önemlilerinden bir tanesi Kaşiyari yoludur. Yukarıda genel coğrafi özelliklerine kısaca değindiğimiz Kaşiyari Bölgesinin ismi ilk olarak Hititlerin başkenti olan Boğazköy metinlerinde geçmektedir. Bölgedeki bağcılık ve tahıl üretimi belli oranda ekonomik önem taşısa da, Kaşiyari’nin antik dünyadaki önemi, bölgeyi Diyarbakır ve dolayısıyla Anadolu’ya bağlayan stratejik yollara sahip olmasıdır. Bu yollardan ilki Günümüz Cizre-Babil Köyünden (Antik Şubnat garnizonu) başlamaktadır. Nusaybin-Çağ Çağ Vadisi çevresinden geçen bir diğer yol ise; günümüz Suriye sınırı boyunca devam eden Tur Abdin’nin hemen güneyinde doğu-batı bağlantıyı sağlayan yoldur. Bu yol güneyden itibaren Habur ve Çağ Çağ Vadilerini takip edip Habur yolu ile birleşir, böylece güzergâh Fırat’tan çıkarak antik Dur Katlimmu (Tell Şaih Hammad), Katni, Kahat (Tell Barri) ve Nasibinayı bir birine bağlamaktaydı. 

Nusaybin’den geçen her iki yol ( doğu-batı ve Habur yolu) ve Kaşiyari yolu doğal bir geçitle, yani Çağ Çağ Vadisiyle bağlanmaktadır. Bu bağlantıyı ispatlayan Roma ve Erken Bizans Dönemlerine ait konaklama yerleri ve yol kalıntıları günümüzde halen açıkça görülebilmektedir. Vadinin her iki tarafında bulunan karakol görünümündeki kaleler Gerek Asur gerekse de daha erken dönemlere ait buluntular vermektedirler. Bu kale ve diğer yapılara daha sonra detaylı değinilecektir. Bu yolun devamında Antik Matiyatu/Yatu günümüz adıyla Midyat’a ulaşılır buradan Hasankeyf üzerinden Diyarbakır veya Midyat’a varmadan vadi batıya doğru takip edilerek Mardin ve oradan tekrar Diyarbakır ve dolayısıyla Anadolu’ya ulaşılmaktadır. Çok erken tarihlerden beri doğal bir geçiş alanı olarak kullanım gören Çağ Çağ Vadisinde yaptığımız incelemeler sonucunda tespit ettiğimiz başlıca ören yerlerini kaya mezar, Karakol niteliğinde kaleler, çeşitli konaklama yerleri, kiliseler, tahkimli Şehirleri ile beraber kaleler, yamaç yerleşimi tarzı höyükler, doğal mağara yerleşimleri, türbeler, antik yollar gibi başlıklar altında sınıflandırmamız mümkündür. Bunları kısaca belirtmemiz gerekirse;

M.Ö. II Bin’de önemli bir Mitanni merkezi olan Nabula veya Nisibis güneydeki Asur tehlikesi karşı bu vadiyi çok amaçlı kullanmış olmalıdır. Yukarıda bahsettiğimiz kalelerde yapılacak detaylı incelemelerde bunun görüleceği kanaatindeyiz.

Çağ Çağ Vadisinin arkeolojik potansiyelinin yanında bereketli bahçeleriyle de ele alınması gerekmektedir. Söz konusu vadi kerestecilik ve meyve üretimiyle önemli bir gelir kaynağıdır. Vadide; Şarpıze (Kış mevsimine kadar bulunur), Verdani, Çurık, Dêvani, Caniyê, Devrovi gibi üzüm çeşitleri, Kulhırmi, Zerê Bırahimki, Sor-i Sosini, Şinek, Payızi ve Rızki gibi incir çeşitleri ayrıca, nar, şeftali, elma, tüysüz şeftali, kayısı, badem, erik, vb. birçok meyve yetişmektedir.

Çağ Çağ Vadisinde bulunan arkeolojik alanlar, binyılların birikimi sonucu ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Vadi taban ve yamaçları geçiş alanı ve konaklama yerleri olarak kullanıldığından büyük kale ve karakollar vadinin zirvesinde kurulmuştur. Çağ Çağ Vadisinde var olan ören yerlerinin kuzey Mezopotamya Dağ Kültürü ve Kuzey-Güney ilişkisinin anlaşılması bakımından çok önemli ve korunması gerektiği kanaatindeyiz. Vadide yaptığımız çalışmalar sırasında bölgede yaşayan halk ile yaptığımız Etno-Arkeolojik çalışmalarda tespit ettiğimiz ören yerlerinden çok daha fazla bir potansiyelin olduğu anlaşılmıştır. Daha geniş bir süre zarfı içersinde vadide yapılacak yüzey araştırmalarında bu potansiyelin ortaya çıkacağına inanmaktayız.

Çağ çağ vadisi Urfa koruma kurulu tarafından 30.3.2007 de arkeolojik sit alanı olarak kabul edilmiştir.



EYNELABİDİN TÜRBESİ

Nusaybin ilçesi merkez Zeynelabidin Camii külliyesiyle ilgili Müze arşivinde yapılan incelemede, Camiinin 1991 yılında külltür varlığı olarak tescil edilerek koruma altına alındığı anlaşılmıştır.

Zeynelabidin Camii Külliyesi: Cami, minare, iki türbe: Zeynelabidin ve onun kız kardeşi Sitti Zeynep Türbeleri, Şadırvan, Medrese odaları (günümüzde, Kız öğrenci Kuran Kursu),Mezarlık alanı ve yeni abdesthane yapılarından müteşekkildir. Türbe üzerindeki kitabeye göre yapı hicri altıncı yüzyıl- miladi 12. yüzyılda yapılmıştır.

Külliye yapı olarak bahçeli açık avlulunun içerisinde şekillenmiş olup; genel olarak L plan  şemasında kesme taş malzemeyle inşa edilmiştir. Avlunun doğu kısmındaki minare 1956 yılında yapılmıştır. Kuzeyden giriş yapılan, Cami harim mekânı kare planda olup kalınpayelerle destekli çapraz tonozla örtülmüştür. Caminin mermer mihrap ve minberi yeni yapıdır. Yapı sonraki dönemlerde onarılmış ve bu onarımlarla revaklı son cemaat mekânının üzerinde bayan ibadet mahfili eklenmiştir.

Cami ibadet mekânının güney batı köşesinde taş basamakla inilen ve kubbe ile örtülü kare planlı mekânda: Hazreti Muhammedin (s.a.v) ehli beytinden hazreti Hüseyin'e 13. Kuşaktan torun olan Molla Zeynelabidin Türbesi yer almakta olup; türbenin batı bitişiğinde ise  Zeynelabidirıin kız kardeşi: Seyyidete Sitti Zeynep Türbesi mevcuttur. Söz konusu mezarlar kubbe ile örtülü sanduka tipli olup; üzerleri Arapça ayet yazılı yeşil örtüyle kaplanmıştır.  Türbe kapısı üzerindeki Arapça kitabede yapının hicri 553 yılında inşa edildiği yazılıdır. Bu hicri yıl, miladi 1159 yılına denk gelmektedir;  böylece Külliye yapısı miladi 12. Yüzyıla tarihlenmektedir. Ayrıca Sitti Zeynep türbesinin cephesindeki başka bir onarım kitabesinde miladi: 1821 tarihi okunmaktadır.

Külliyenin batı kısmı eskiden medrese iken günümüzde Kız Kuran Kursu ve Türbe ziyaret mekânlarındarı müteşekkildir, bu bölümlerin batısında ise yeni abdest mekanları mevcuttur. Avlunun kuzey kesimi bahçe ile çevrelenmiştir. Avlunun batı köşesinde abdest şadırvanı yer almaktadır. Caminin doğu ve güney cephelerinde büyük mezarlık alanı mevcut olup; doğu bitişiğindeki süslemeli (sarıklı) taş sanduka tipli mezarlar Tayyi aşireti şeyhlerine ait olup; 19. yüzyıl geç Osmanlı dönemine tarihlenmektedir. Diğer mezarlar ise günümüze aittir. Ayrıca Müze arşivinde bu mezarlıkla ilgili herhangi bir tescil kaydı bulunmamaktadır.

Zeynelabidin Camii Külliyesinin doğu avlu cephesi bitişiğinde ise miladi: 4.yüzyıla tarihlenen Mor Yakup Kilisesi (Manastır) yer almaktadır. Günümüzde iki yapı Cami ve Kilise arası tek avlu olarak birleştirilmiş ve kilise tarafı kazısı tamamlanmıştır. Söz konusu alan ve yapıların Bakanlığımız tarafından kültür inanç parkı olarak turizme açılması planlanmaktadır. 14.11.2011 

 (*Mardin Müze Müdürlüğü Sanat Tarihçisi Mehmet Deniz ve Müze Araştırmacısı Vehbi Yurt tarafından hazırlanmış rapordur.)

Dargeçit İlçesi 

Dargeçit İlçesi



Kuruluş Yılı      : 1987

Nüfusu              : 27.828 (2010) ( İlçe Merkezi Nüfusu: 14.700 )

Yüz Ölçümü     : 550 Km2

Belediye Sayısı : 3

Köy Sayısı        : 34



Dargeçit için tarih boyunca değişik adlar kullanılmıştır. Bunlardan bazılar; Kher-Boran, Kfar-Boran, Kerburan, Kerboran isimleridir. 

Tarihi çok eskilere dayanan Dargeçit'nın bilinen eski meskunlarının burada yasayan Süryaniler ve Kürtler olduğu biliniyor. Milattan sonra 4. yüzyılda Samanilerin iktidarı döneminde Dargeçit ve yöresi Hristiyanlıkla tanışır. O dÖnemde Hristiyanlaşan kesim yalnızca yörede yaşayan Süryanilerdir. Kürtler ise o tarihte çoğunlukla Zerdüşt inancına mensupturlar. Arapların bölgeye gelmesiyle Kürtler İslam dinine geçerler. 

Çok dinli bir yer olan Dargeçit Müslüman, Hıristiyan(Ortodoks ve Katolik) ve Yezidileri barındırmıştır. Mezopotamya'nın yani Dicle ve Fırat arasındaki bölgenin insanlık tarihinin ve medeniyetindin başladığı yer olduğunu dikkate alırsak, Dargeçit'in tarihinin ne kadar eskilere dayandığını anlayabiliriz. 

Dargeçit'e ilk yerleşenlerin Mardokeliler diye bilinen bir aile olduğu rivayet ediliyor. Kesin olarak hangi tarihte olduğu bilinmemekle beraber Süryani bir ailenin şehri kurduğu söyleniyor. Zamanla aldığı göçlerle büyüyen Dargeçit 1900'lerin basında beş yüz ailenin yasadığı bir şehir oluyor. 

Kiliseler Hristiyan Ortodoks Kiliseleri: Arbaye Mor Sabo Kilisesi (Su an yıkık durumda)Arbaye Mor Gevargis Kilisesi (Su an kapalı durumda) Kerboran, Merkez Meryem Ana Kilisesi (Su an kapalı durumda) Kerboran, Merkez Mor Kuruyakos Kilisesi (Su an kapalı durumda) Kerboran, Merkez Bethil Kilisesi (Su an kapalı durumda) Hristiyan Katolik Kiliseleri: Kerboran, Merkez Suriye Katolik Kilisesi (Su an kapalı durumda)

İlçenin Özellikleri



Dargeçit, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin güneyindeki Mardin iline bağlı bir ilçe merkezidir. Mardin’e 110 Km uzaklıkta, en yakın yerleşim yeri olan Midyat ilçesine de 40 Km mesafededir. Yüzölçümü yaklaşık olarak 550 km2dir. Ortalama rakım 900 m civarındadır. Doğusunda Şırnak ilinin Güçlükonak ilçesi, batısında Midyat, kuzeyinde Batman iline bağlı Gercüş ilçesi, güneyinde ise Şırnak iline bağlı İdil ilçesi bulunmaktadır.

Dargeçit ilçesi 37-38 kuzey paralelleri ile 41-42 batı meridyenleri arasında yer almaktadır.Güneydoğu Anadolu Bölgesi genel olarak dağlıktır. Dargeçit ilçesi Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin en dik ve engebeli topraklarına sahiptir.Dargeçit ilçesinin arazisi genellikle engebeli olmakla beraber çok yüksek dağı yoktur. En yüksek dağı kuzeydoğusunda bulunan “Site” dağıdır. Dargeçit ve çevresinde ormanlık sahalar yok denecek kadar azdır.

İlçemiz idari yapısında, kaymakamlıkla birlikte adliye teşkilatı, ilçe jandarma komutanlığı, nüfus müdürlüğü, mal müdürlüğü, özel idare müdürlüğü, tapu sicil müdürlüğü, ilçe tarım müdürlüğü, icra müdürlüğü, milli eğitim müdürlüğü, müftülük, sağlık gurup başkanlığı, PTT, TEDAŞ ve sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfı, emniyet amirliği ve 2009 yılı itibariyle Ziraat Bankası faaliyet göstermektedir. İlçemizde mevcut henüz askerlik şubesi başkanlığı bulunmamaktadır.

İlçe merkezinde akarsu bulunmamaktadır. İlçenin 10-12 km uzaklığından Dicle Nehri geçmektedir.İlçe sınırları içinde doğal sayılabilecek göl yoktur.

İlçe ve civarındaki köylerde turistlerin ilgisini çekecek turistik alanlar bulunmamaktadır. Yalnızca ilçe merkezinde biri Ortodoks diğeri Katolik mezhebine ait iki kilise ve ikide mezarlık bulunmaktadır.

Geleneksel yapıya uygun olarak Dargeçit ilçesinde ekonomi büyük ölçüde tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Ne var ki arazi yapısı tepelik ve taşlık olduğundan tarıma elverişli arazi yok denecek kadar azdır. Bu yüzden de tarımsal üretim çok düşüktür.



İklimi: İlçeye genelde karasal iklim hâkimdir. Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlıdır. Rüzgarlar çoğunlukla doğu ve güneydoğudan eser. Genellikle yağmurlar kışın ve ilkbaharda yağar.

Bitki Örtüsü: İlçenin bitki örtüsü önceleri gür meşe ağaçlarından meydana gelen orman iken son zamanlarda çeşitli sebeplerden dolayı bu ormanlar tahrip edilmiştir.



Belediyeler : Merkez Dargeçit Belediyesi, Sümer Belediyesi ve Kılavuz Belediyesi



Köyleri : Akçaköy, Akyol, Altınoluk, Alayurt, Altıyol, Bağözü, Batur, BaysunBeğendi, Belen, Bostanlı,ÇatalanÇatalçamÇavuşluÇelikköy, Çukurdere, Değerli, Gürgen, Gürışık, Ilısu, Karabayır,KartalkayaKısmetliKorucuKumdereKuşluca, Ormaniçi, Suçatı, Tanyeri, Tavşanlı, Temelli, Ulaş, Yanılmaz, Yoncalı




Ömerli İlçesi 

Kuruluş Yılı                :   1953

Nüfusu                      :  15,010 (2010) (İlçe Merkezi Nüfusu 7.166)

Yüz Ölçümü               :  409 km2

Belediye Sayısı           :  1

Köy Sayısı                  :  43 Köy 2 Mezra

İlçe sınırları içindeki arazi yapısı, birbirlerini izleyen ters kompartıman şeklinde olup, genel olarak kuzey - güney doğrultusunda bölünmüş derelerin etrafındaki rakımı 1100 ile 800 metre civarındaki tepelerden meydana gelmektedir. Arazi yapısı kapalı olup, boyu 0.50 metre ile 3.5 metre arasında değişen meşelik bitki örtüsüyle kaplıdır. Bitki örtüsünün yoğunluğu kuzeye doğru azalmaktadır. İlçe sınırları içerisinde kaynak veren derelerin de yardımıyla vadilerdeki kısmen düz araziler sulanabilmektedir.

İlçede karasal iklim yaşanmaktadır: Yaz aylarında sıcaklık ve yağış düşüklüğü, Kış aylarında sert soğuk ve kar yağışı gözlenmektedir. Zaman zaman aşırı kar ya da aşırı yağmur yağışının kaydedildiği mevsimler mevcuttur.

Yakın tarihe kadar nüfusun tamamına yakın kısmı çiftçilik ve hayvancılık ile geçinmekte iken son yıllarda küçük el sanatları, taşımacılık ve ticaretle uğraşın artığı görülmektedir. Tarımda egemen faaliyet türü bağcılık olup, tahıl ve mercimek bunu izlemektedir. Bağlara musallat olan Ağustos böceği üzüm verimini düşürmüştür. Tahıl ürünleri aile ihtiyacını karşılayacak kadar ekilmektedir.       

Mardin - Midyat  karayolu üzerinde bulunan İlçeye bir yabancı geldiğinde İlk bakışta özellik taşımayan betonarme ve taş binalardan oluşan topluca bir ilçe görecektir. Yaklaşık 479 adet çeşitli alanlarda iş yapan esnaf ana cadde durumundaki Hürriyet  caddesi boyunca yerleşmiştir. Hemen her alanda tüketim malları bulunmaktadır. Ancak küçük sanayi niteliğindeki iş kolları zayıftır.

İlçemizde 1 Çok Programlı Lise, 1 Halk Eğitim Müdürlüğü, Merkezde 5 İlköğretim ( Biri Yatılı İlköğretim Bölge Okulu ) ve köylerde 23 İlköğretim olmak üzere toplam 28 İlköğretim okulu, 1 Anaokulu, Lise bünyesinde Okuma Odası olmak üzere toplam 36 okulumuz hizmet vermektedir.

ÖMERLİ İLÇESİ GÖLLÜ-BEŞİKKAYA HARABELERİ

Göllü-Beşikkaya harabeleri Ömerlinin doğusunda yer alan bu köylerdeki harabeler muhtemelen geç roma erken Bizans dönemine aittir. Bu bölge Turabidin (kaşyari-masius) olarak bilinmektedir. Romanın Sasanilerle olan doğal sınırı olduğu için burada birçok savunma amaçlı kaleler bulunmaktadır. Burdaki harabelerde kale, mabet, evler ve kaya mezarları gibi birçok mimari kalıntıya rastlanmaktadır.



Savur İlçesi 

SAVUR İLÇESİ

Kuruluş Yılı             :  1884

Nüfusu                     :   31.8178 (2010) (İlçe Merkezi Nüfusu 7.170)

Yüz Ölçümü            :   1049 km2

Belediye Sayısı        :   4

Köy Sayısı                :   35     

Coğrafi Yapısı ve Tarihi :


Savur Mezopotamya’nın kuzeyinde yer alır. Doğusunda Şırnak, batısında Şanlıurfa il sınırı, kuzeyinde Diyarbakır, güneyinde ise Mardin bulunmaktadır.

İlçe, Mardin’in kuzeyinde ve 1049 kilometrekare yüzölçümünde olup, İl Merkezi’ne 47 km.lik asfalt bir yolla bağlıdır. İlçe Mardin tarafındaki dağların sonu olan tepe ile kuzey tarafındaki doğal kale arasında bir deve boynu teşkil eden sırtın üst ve yan yüzeyleri arasında kurulmuştur. Rakımı ortalama 900 m.dir. İçinden Savur çayı geçmektedir. Yüzey şekilleri sürekli olmayan sırtlar halinde ve sönmüş volkan kalıntısı şeklinde göze çarpar. İlçenin kuzey batısında yer alan geniş düzlüklerde elverişli şartlarda tahıl ekimi yapılır. İlkbahar yağmurlarının bol olduğu yıllarda iyi mahsul alınır. Sulanabilir vadilerde ise genellikle sebze, meyve ve kavakçılık yapılır. Bazı köylerimizde son zamanlarda kiraz bahçeleri teşkil edilmiştir. Belirli bölgelerde küçük çapta kavun ve karpuz yetiştirilmektedir. Hayvancılık ilçemizin önemli geçim kaynağı iken terör ortamının olumsuz etkisi ile hayvancılıkla uğraşan insanların kırsal kesimi terk etmeleri ile hayvancılık giderek azalan bir geçim kaynağı halindedir. İlçemizde Akdeniz iklimi ile birlikte karasal iklimi hüküm sürer. Kışlar çok soğuk olur, yazlar sıcak ve kurak geçer. Yağışların büyük bir kısmı ilkbahar aylarına rastlar. İlçenin doğal bitki örtüsü çalı formundaki meşeliklerden oluşmaktadır.

İlçemizin tarihi çok eski olup, Etiler’e kadar uzanmaktadır. Daha sonra Roma İmparatorluğu ve Bizanslıların hâkimiyetine geçmiştir. Sasaniler ve Melikşah’tan sonra XII. Yy.da 300 yıl hükümdarlık süren Artukoğulları Savura hâkim olmuştur. Artukoğulları’ndan sonra Karakoyunlular ve Akkoyunlular bölgede hâkimiyet kurmuşlardır. Savur, Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı ülkesine katılmıştır. 1884 yılında İlçe statüsüne kavuşmuştur.               

Asur Kralının (İ.Ö. 1300) kuzey Suriyenin büyük bölümünü aldığı seferde Şaru kentinden söz edilmektedir. Bu kentin Savur olduğu ileri sürülmektedir.

II. Surnasirpal M.Ö . 883 - 859 yıllarında Şaru kentinde isyan çıktığını ve Habur a doğru yayıldığını saptamış ve Şaru ya gittiği araştırmacılarca da doğrulanmıştır. 

Bizanslıların Tur Abidinde yaptıkları imarlar sırasında Sauras olarak anılmış olup Bizanslılardan sonra Sasaniler dönemi içersinde Staor olarak anılmıştır. Savur’ u içine alan kuzey Mezopotamya nın ilk tanınan halkı Huriler’dir. M.Ö 1300 yıllarında Asur kralı Adat Nirari nin kuzey Suriye’yi aldığı savaşta Şaru (savur)kentinden söz edilmektedir. Tur Abidini de savur geçidi yoluyla almıştır.

Asurlular döneminde Savur dan Musul a kavak ticareti yapılmaktaydı. Kavaklar Dicle ırmağına taşındıktan sonra şişirilen deri tuluklar üzerine istif edilerek Hasan Kaf li (hasankeyf) usta salcılar yönetiminde Musul a götürülüp pazarlanırdı. Bu iş Savurlulara yüklü miktarda para kazandırmaktaydı. Günümüzde gelişmiş olsa da halen yapılmaktadır. Savurun büyük gelir kaynağı arasında ilklerde yer almaktadır.

Pers dönemi M.Ö. 7 yüzyılda Persia adının verdiği körfezin doğusunda eyaletin adıdır. Pers handan Ahamenidlerin yönetimi altındalar. Artan Med baskısı nedeniyle ile dağlara çekilip varlıklarını gizlemişlerdir. Kral Kinus 529-559 büyük babası Med kralı Key Astiyağı tahttan indirerek Pers devletini kurdu.

Yüzyıllardır ortadoğu ve Savur’un da içinde bulunduğu bölgeyi etkileyen; özellikle Roma-Sasani çekişmesin de etkinliğini duyuracak Pers imparatorluğunun Menli Kirosun Babilde sürgündeki Yahudileri serbest bırakmasını istedi. Kirosun Yahudilere gösterdiği bu lütuf ilerde Romalıların egemenlikleri altındaki Musevilere şüpheyle bakmalarına neden olacaktır. Esaretten kurtulan Yahudilerin birinci kısmı Suriye ye ve yukarı Mezopotamya ya yerleştiler. 

Partlar: M.Ö. 247 yılında Arşak adında biri Yunanlılara başkaldırarak çıktığı bölgede Partlar adında bir devlet kuruldu. Partlar siyasi bağımsızlıklarını genişleterek büyük bir güç olarak Romalılara rakip oldular. Medlere saldırarak Fırat ve Dicle arasındaki bölgeyi ellerine geçirdiler. M.Ö.160-139 tarihi arasında birinci Mithridates, Fırat kıyılarına kadar Savur bölgesini ve tüm Mezopotamya’yı Part ülkesine kattı.

Romalı komutan Lukalias 68 yılında Tiğranın eski başkenti Arteksata almak üzere Malaz kent bölgesine yürüdü. Kışın yaklaşması nedeniyle Romalılar Mezopotamya ya inerek Tiranın elinde olan Nisibis i (Nusaybin) kuşattı.Kent tuğlalarla örülü iki surla çevriliydi. Tiğranın kardeşi Vali Guros iç kaleye çekildi ancak çatışmadan sonra teslim oldu.

Romadaki çıkarlarını korumak için Pompeyusla anlaştı büyük bir tazminat karşılığında yurdunda kaldı. Pompeyus Romaya döndükten sonra Konsül Makus Carasus suriye ye geldi. Port devletini yıkmak üzere Urfanın Abgar krallığı bölgesine girdi.Karhe (harran) yöresinde Port kralı 1.Ordun ordusu tarafından kuşatılarak birlikleri yok edildi üç gün sonrada kendisi öldürülünce Suriye Diyarbakır ve Savurun da aralarında bulunduğu bütün bölge Abgar krallığının egemenliğinde kaldı. Yazıtlar Aramilerin M.Ö.14 yüzyılda Suriyenin doğusunda yaşadıklarını göstermektedir. Muat kendilerine Kalderiler tarafından verilmiştir.

M.Ö. 1180 yılında Hitit İmparatorunun yıkılışından sonra yeni Hitit krallığı, Mısırlıları hırpalayarak kuzey Suriye den Ürdün e kadar olan bölgeye yerleşmişlerdir. Şam, Hama, Sovba, Tedmor ,Amman ve Edom da askeri ve siyasi olarak oldukça zayıf prenslikler kurdular ve saldırlar altında yarı göçebe olarak yaşadılar. 

Yahudiler Hz. Musa aracılığıyla Mısır tutsaklığından kurtularak Kudüs e yerleştiler. Babil kralı Mebukadnazarın Filistin i ele geçirmesiyle başlayan Babil tutsaklığından Pers imparatoru Medli Kuros tarafından kurtarılmalarına değin çeşitli boylarla olan ilişkileri siyasi tarihinde olduğu kadar dinsel anlayışlarında parçalamaya yol açmış ve doğal olarak ortaya yeni mezheplerle tarikatlar çıkmıştır. Karailer, Faraziler, Saddukiler, Eseliler ve Katipler gibi Roma egemenliği altındaki geniş topraklar üzerinde çok tanrılı devlet dinleri yanı sıra halk arasında gizli inançlar vardır. Romalıların Yahudilere karşı yürüttüğü sert mücadele putperest kökenli Hıristiyanların Roma ya karşı olmaları nedeniyle rahat gelişmelerini dağladı. Yahudi kökenli Hıristiyanlarla mücadele ederek 200 yıl içinde onları eritmeye çalıştı. Hıristiyanlığın Savurun bulunduğu Mezopotamya ya yayılmasında Süryanice, Urhai, sonradan Osrhoene ve Odessa denilen Şanlıurfa önemli bir yer tutar.

I. Şapur (241-272) yıllarında Roma imparatoru Gordianusa yenildi. Roma Sasanilerin elinde olan Harran ve Nusaybin i geri aldılar. I. Şapur 272 yılındaki ölümünden sonra yerine I. Hürmüz daha sonra sırasıyla; I.Behram, II. Behram kral oldular. II.Behram döneminde Romalılar ve Sasanilerin aralarındaki barış bozuldu.Çıkan savaşta Sasaniler tekrar yenildi. Barış yapıldıysa da barış korunamadı.

303-310 yılları arasında krallık yapan II. Ürmua un ölümü üzerine henüz annesinin karnında olan II. Şapur kral ilan edildi. Doğup büyüdükten sonra yetenekli biri olarak tanınırdı. II. Şapur 359 yılında Diyarbakır'ı kuşattı ve 73 gün sonra ele geçirdi. Sasaniler 30 bin ölü verdiler. Aralarında Savurun bulunduğu Diyarbakır ve çevresi Romalılar ve Sasaniler arasında el değiştirdi.

M.S. 607 yılına kadar Roma ve Sasaniler savaşı sürdü. Halife Ömer den sonra İslam Orduları İran üzerine yürüdü, Üstünlük Araplara geçti ve böylelikle Sasani yönetimi M.S. 645 yılında sona erdi. Savur tarihinin en görkemli dönemi kral Şapur dönemidir. Böylelikle Staor adı da Kral Şapur dan gelmektedir. Söz konusu Staore Staorun yeri anlamına gelmektedir. 

Roma İran çekişmelerinde Araplar kuzey Mezopotamya ya ve de Savur’un aralarında bulunduğu bölgeye sık sık girip çıkmışlardır. 

Düzenli Arap egemenliği Sasani hanedanlığı çöküşünden sonra başladı. Müslüman Araplar Dicle Irmağını geçtiklerinde ilkeleri olarak tamamen Keldanilerle tanıştılar. Bu ilkeler Nasturi Merhabinin ilkeleriydi. Müslüman Araplar Marturilere hoşgörülü şekilde yaklaştılar. 

Hz. Muhammed (S.A.V) kendi etkiliğini sağladıktan ve yönetimini pekiştirdikten sonra ilk olarak bir antlaşma yaptı. Müslüman Arapların daha kuzeye yani Savurun coğrafya olarak bulunduğu bölgeye gelişleri Halife Ömer dönemindedir. M.S. 634 644 yılları arasında halife olan, H.z.Ömer in İslamiyeti kuzeye yaymak için görevlendirdiği İslam ordusu, Roma İmparatoru; Perakliusun ordusunu Yarmak savaşında yenerek Suriye yi aldı. İad Bin Ganem M.S. 639 yılında beraberinde Halid Bin Velid, Muaz Bin Caber, Said Bin Zayed gibi komutanlarla; Mardin, Habur, Cizre, Nusaybin, Hasankeyf, Kızıltepe, Savur, Mayafarikini savaşsız olarak ele geçirdi. 

O dönemler, Abdulselam Oğullarından Medar Bin Nezar’ın kardeşi, Rabia nedeniyle Mardin den Habur’a Rakka’dan Siirt’e kadar olan Mezopotamya ya Diyarı Rabia denilmekteydi. Savur, Mardin ve yöresi; M.S. 990 yılında Abu Ali Bin Hasan Mervan tarafından Mervaniler ülkesine katıldı. 

Etkinliğini günümüze değin sürdürecek olan bölgede neden olduğu değişmelere geç-meden, Ortadoğu ve Avrupa ya uzanan İslam imparatorluğunun merkezi bölgedeki ekonomik siyasi ve toplumsal durumunu incelemek, sonraki gelişmeleri kavramada yardımcı olacaktır.

İslam imparatorluğunda bir önceki yüzyılda başlayan iç çöküntü II. yüzyılda daha belirgin bir hal aldı. Bir süre özerk bölgeler hanedanlığına bölünen imparatorluk İslami otoriteyi teslim eden imparator halife tarafından yönetilmiyordu.

İran’dan Mısıra kadar olan bölge Şii Generaller ve Aristokların elindeydi. 11.Yüzyıl ortalarına doğru dışardan gelen saldırılar imparatorluğunun ne denli zayıfladığını ortaya koyuyordu. İspanya ve Sicilya da Hıristiyanların önemli bölgelerini ele geçirdiler. Haçlılar yakın doğu olarak bilinen bölgeye girdiler. Bu dönemde göçebe Türklerin çocukları alınıp Memlüklüler tarafından devlet yönetimi ve askerlikte görevlendirilirlerdi. Orduda Türk askerler arttıkça o arada da Arap ve İranlılar azalıyorlardı. İslam sınırının ötesinde de 200.000 çadırı geçen Karahanlılar M.S 960 yılında topluca Müslüman oldular. 

1089 yılında vezirlikten alınan baba oğul (Fahrulddevle ve Amiddevle) İsfahan a çağrıldılar. Gördükleri ilgi üzerine Mervani oğullarını ortadan kaldırmaları konusunda Sultan Melik Şah ı ikna etmeyi başardılar. Fahrulddevle Melik Şahın komutanlarından Altuk Beyin ordusuyla Diyarbakır bölgesine girdi. Amid ve Meyyo Farikin kuşatıldı. Kuşatmadan önce Mervani Mansur bazı önlemler almak üzere Cizreye gitmişti. Uzun ve entrika dolu kuşat-madan sonra her iki kent teslim oldu. Melik şaha ulaşmasına rağmen Mervani Emeri ülkesini kurtaramadı. Böylece 1085 Savur diğer bölge kentleri gibi Selçuklular egemenliğine girdi.

1104 Yılında Haçlılar Cebeli Akar ve Suruç’a saldırdı. Eminuddin çökmüş Nuseybini çöküşten kurtarmak için yola çıkmış olan Yakut ta yoldayken ölmüştü. Yerine Mardin e kardeşi Ali Altuk egemen olmak istediyse de amcası Eminuddin buna engel oldu. Yerine Cebeliyi (Midyat) verdi.

1105 Yılında Eminuddin; Şam ve Trablus u kuşatan Haçlılar üzerine yürürken yolda ölünce, Bağdat tan gelen Necmeddin Ilgaz, Hasan Keyf ve Mardin i ele geçirdi. Bu bölge durmaksızın el değiştirdi.

1133 Yılında Musul Emiri Zengi ile Mardin Emiri Artukoğlu, Hüsameddin Temurtaş la anlaşarak Hasan Keyf Emiri Davut a saldırdılar. Amid önlerinde karargah kurmuş olan Davut, kaleye sığındı. Yapılan 1 günlük savaşta yenilerek kaçtı. Oğlu Süleyman Zengi ise tutsak oldu. Amid önünden uzaklaşan iki emir, Davut a ait olan Mardin yakınındaki Çavra (Savur) kalesini kuşattılar. Zengi kaleyi ele geçirerek Artuklulara verdi.

1258 Yılında Mardin üzerine yürüyen Mogol Hülaguyu Nuseybin de Ahmad Nasruddin Artuk Arslan karşıladı. Yenilince Mardin kalesine çekildi Hülagunun oğlu Yaşmut Mardin i kuşatırken Necmeddin Gazi öldü. Yerini Melik El Muzaffer Kara Aslan aldı. Muzaffer Kara Aslan hükümdar olunca (1258) Mogol egemenliğini kabul etti ve Hulagu adına para bastırdı. Mısır ve Suriye egemenliği biten ve kendisine sığınan son Eyyubi ye Savur Kalesini verdi. Ancak burada kalmayarak Hasan Keyf’e geçti. 

1394 yılında Timur Mardin e yürüdü. Mardin e geldi ve hemen kuşattı. Çevreyi yakıp yıkmaya koyuldu. Sultan İsa, Timur a bağlılığını bildirdiyse de askerlerin kente saldırı düzenlemesi üzerine zincir vurularak İran daki Sultaniye ye götürüldü ve hapis edildi. Timur tarafından Mardin ve bölgesinin fethi ile görevlendirilen Kara Yörük Osman Bey, Artuklular için sürekli tehdit oluşturdu.

Osman Bey bir ordu hazırlayarak bölgede bulunan Savur Kalesi ni aldı. 1405 yılında Timur un ölümünden sonra Şam yöresindeki dağınık Türkmenlerle birlikte Mardin dolaylarına gelen Kara Yusuf, Sultan İsa tarafından iyi bir şekilde karşılandı. Hamile olan eşi Kara Koyunlu Hanedanının en tanınmışı olan Cihan Şah, Mardin’de doğdu.

1417 yılında Kara Yusuf un Kahta ya yakın bir bölgede Kara Yörük e saldırdı. Ordusunun bir bölüğü Minşar Kalesi altındaki Kürt obalarını yağmaladı. Kara Yörük bozguna uğradı. Mardin in Kuzeydoğusundaki Savur Kalesi Kara Yusuf a teslim edildi. Kara Koyunlu Egemenliği Mardin ve Savur da 1432 yılına kadar sürdü. Bu tarihte Kara Yörük Osman yöreyi Kara Koyunlu Muhafız Emir Nasır’dan aldı. 

1515 yılında Bıyıklı Mehmet Paşa, Mardin kuşatmasında çok az sayıda asker bırakarak Mısır üzerine yürümekte olan Yavuz Sultan Selim e katıldı. Mercidabık Savaşında Halep Osmanlıların eline geçince, Bıyıklı Mehmet Paşa birlikleri ile tekrar Mardin e dönerek kuşatmayı güçlendirdi. Mardin Kalesini ele geçirmesinden sonra Sasonlu Mehmet Bey, Davut Bey ve Kürt egemenleri Malik Halit Eyyubinin de girişimi ile savaşılmadan Savur Kalesi alındı. Savur un Osmanlılar tarafından alınması haberi Yavuz Sultan Selim e Şam’dan Mısır’a hareketi sırasında 15 Aralık 1516 tarihinde iletildi. 

1518 yıllarında Mardin Kalesi fethedildikten sonra Liva(Sancak) haline getirilerek Diyarbakır’ a bağlandı.1526 yılı icmal defterinde Savur, Mardin e bağlı bir yer olarak gösterilmekte ve Tanrı Kulu Yusuf adlı kişinin uhdesine verildiği belirtilmektedir. Bu yıllarda Mardin Sancağı içerisinde en önemli üç yerleşim yerinden biride Savur’dur. Bununla beraber Savur a bağlı köylerin dördü Hıristiyan, diğerleri ise Müslüman inancına sahiptir.65,8 i Müslüman 34,2 si Hıristiyanlarındır.

Savur un 1530 da bir kaza haline getirildiği ve 1540 yılında da Amid e (Diyarbakır) bağlandığı görülmektedir. Aynı yılda Kethüda adında bir kişinin yönetiminde 17 hane 1 Mücerred nüfusa sahip Buzulay Türkmen grubunun ilahi köyüne yerleştiği görülmektedir. Zamanla düzen yozlaşıp gelir azalınca Beyler Beyi, Savaşa yeterli asker çıkarabilmek ve barışta düzeni koruyabilmek için, Besledikleri askerle Sekban (ordu) sarıcların sayısını arttırmak zorunda kaldılar. Bu nedenle vergi almaya başladılar. Savurun Kadısından (hakim) iki bin kile(tahıl ölçeği) arpa, beş yüz kile un, iki yüz Batman yağı yollanmasını istediler.

1840 yılında Diyarbakır eyaleti arasında bulunan Savur ve Midyat’ında bulunduğu 41 idari bölümden oluşmaktadır.



Derik İlçesi 

DERİK İLÇESİ

 Kuruluş Yılı          :M.S. 610

 Nüfusu                : 57.719

 Yüzölçümü           : 1367 Km.

 Belediye Sayısı      :  1

 Köy Sayısı             : 71 Köy

İlçenin Özellikleri:
            
Derik İlçesi (610) sene önce Turan Türklerinin Kayıhan aşireti tarafından kurulmuştur. Bizans, Acem ve Türk akınlarına zaman zaman uğramıştır. Bir zamanlar Hıristiyanlar ve Ermeniler bölgede sayı olarak çoğunluk sağlamışlardır.

İlçede Belediye teşkilatı 1874 yılında kurulmuştur. İlçe 1926 yılına kadar Diyarbakır iline bağlı iken, bu tarihten sonra Mardin İline bağlanmıştır.

İlçenin adı Farsça “Dikenlik” anlamına gelen “Dirrik” kelimesinin zaman içinde değişime uğramasının yanı sıra bir zamanlar İlçede Hiristiyan manastırlarının çoğalmasına bağlı olarak da “Der” kelimesinin yerel dilde “Kilise” anlamına geldiği .”Derik” kelimesinin Kiliseler Diyarı diye anıldığı da ifade edilmektedir. Nitekim İlçede 40 yıl öncesine kadar 6 Kilisenin olduğu, bu gün ise bu sayının 1’e düştüğü bilinmektedir.

Yörede mevcut tarihi eserlerin en önemlileri Tepebağ (Telbisim) ve Beşkavak (Hofi) harabeleri ile tarihi Hisaraltı (Rabet) Kalesidir.

İlçe Mardin İlinin Batısında yer almaktadır. Kuzeyinde Mazıdağı ve Çınar, Güney ve güney doğusunda Kızıltepe, Batısında Viranşehir İlçeleriyle çevrilidir. İlçenin yüzölçümü 1367 Km2 olup, Denizden 780 metre yüksekliktedir. İlçenin Doğu ve Güneydoğusu ovalık olup, arazinin % 70’ini kapsamaktadır. Kuzey tarafı ise dağlık bir yapı arz eder. İlçe ile Mazıdağı İlçesi arasında Turcel Dağları yer almaktadır. Bu dağlar üzerindeki Gıriguzi tepesi İlçenin en yüksek tepesi olup, 1208 metre yüksekliğe sahiptir. Bu dağlar arasında derin vadiler yer almaktadır.

İlçe iklimi tropikal iklime daha yakındır. Kış ve ilkbahar başlarında esen “baykür” adı verilen rüzgar meşhur ve etkilidir.

İlçede büyük akarsu yoktur. Mevcut akarsular küçük çay ve dereciklerden oluşmaktadır. Bunların başlıcaları Şip deresi, Circip deresi ve Turcel dereleridir. Durgun su olarak DSİ tarafından yapılan Künreş, Şerefli, Yıldız ve Dumluca göletleridir.

İlçe topraklarında, geçici barınma imkanı sağlayan muhtelif büyüklüklerde (16) mağara mevcuttur. Bunların en önemlilerinden 100 kişilik kapasiteli Beşbudak köyüne bağlı Sıltok, Bozok köyü doğusunda yer alan 200 kişi kapasiteli habis, 500 kişi Kapasiteli Herzin ve Çayköy köyünün doğusunda bulunan 200 kişi kapasiteli Kürtük mağaralarıdır.

İlçenin başlıca ana geçitleri Derik geçidi, Zeytin pınar geçidi, Sadan geçidi, Oğancı geçidi ve Deveboynu geçitleridir.

İlçenin Bozok köyü Kuzeyi ile Meşeli köyü civarı kısmen meşeliktir. Büyük bir kısmı da tarım yapmaya müsait düzlüklerdir.

Keloşk, Aşağıkürşiran isimli yaylalarında sınırlı göçer hareketleri mevcuttur.

İlçede önemli bir maden bulunmamakla beraber, İlçe sınırları içinde Tepebağ Mahallesi, Gırkemin ve Gırrövi tepesi ile Bozbayır köyü Gırıtara tepelerinde çimento yapımında kullanılan ponza taşı (Madeni) vardır.

İlçenin Güney ve Güneydoğusundaki köylerin tarıma elverişli arazilere sahip olmaları ve bu arazilerin verimli oluşu sebebi ile refah düzeyleri dağ köylerine oranla daha yüksektir.                                                                                                                                

Ova köylerinde önemli ölçüde Buğday, Arpa, Mercimek, Pamuk, Nohut, Kavun, Karpuz ekimi ve üretimi yapılmaktadır. Bu ekinlerin 514.940 dekarı kuru, 119.430 dekarı sulu olmak üzere toplam 634.370 hektarlık alanda yapılmaktadır. İlçe merkezinde Zeytin yetiştiriciliği yapılmaktadır. İlçe merkezi için önemli bir gelir kaynağı olan zeytin ağaçlarının ilçedeki toplam sayısı 103 bindir. Yıllık zeytin üretimi 3500 ton olup, genellikle İlçe dışına satımı yapılmaktadır. Bağcılık da İlçe için önemli bir gelir kaynağıdır. İlçede 13.390 dekar alanda bağcılık yapılmaktadır.

İlçede yapılmakta olan tarım büyük oranda kuru tarım şeklindedir. Sulanabilir arazi miktarı 65.000 dekar kadardır.GAP projesinin devreye girmesiyle tarım ürünleri miktarında önemli artışlar sağlanabilecektir.

Ova köylerinde tahıl üretimi yoğun ve yaygındır.  Dağ köylerinde ise hayvancılık gelişmiştir. Az miktarda da hububat ve çeltik ekimi yapılmaktadır. İlçeye bağlı köylerde toplam 16.500 büyükbaş ve 197 bin küçükbaş hayvan bulunmaktadır.

Derik ve Çevresinde Hüküm Süren Uygarlık ve Devletler

Millattan Önce:
3000 Mittaniler
2350 Akkad veSümerler
2300 Akkadlar
2216 Sümerler
1800 Babil
1595 Kasiler 
1350 Asurlular
612 Medler
585 Persler
330 Büyük İskender Dönemi
327 Selefkoslar
129 Partlar
83 Büyük Tigran Yönetimi( Ermeni Krallığı)
66 Romalılar 

Millattan Sonra: 
200 Sasaniler
600 Caris Oğlu Arus Yönetimi
639 İyad B. Ganem komutasındaki islam orduları tarafından fethedilme. (Hz.Ömer Dönemi)
639-739 İslam dinine giren Arsus Kızı Mariye ve Torunu Amuda Dönemi
739-837 Yılına kadar bu yöreler yıkık ve virane kaldı
837-894 Musul Hükümdarı Al-i Hamdan Dönemi
894 Halife 16. Mu'tadıt Billah tarafından Mardin ve çevresi boşaltıldı.
930-977 Nasırüddevle Hasan Dönemi
977-1084 Mervaniler Dönemi
1105-1400 Artuklu Devleti Dönemi
1394 Moğol İmparatoru Timur'un Talan ve istilası.
1400-1468 Karakoyunlular Dönemi.
1468-1507 Akkoyunlular Dönemi.
1507-1515 Sefevi Devleti Dönemi.
1515-1923 Osmanlı İmparatorluğu Dönemi.
1923 Cumhuriyet Yönetimi. 




Yeşilli 

Genç bir ilçe, cennetin güzel meyvelerini kıskandıran kiraz bolluğu ve misafirperverlik... Mardin merkezinin kuzeydoğusunda yer alan Yeşilli, doğanın cömertçe oluşturduğu yemyeşil bir vadinin içinde mesire yerleriyle ün salmış bir ilçemizdir. Romalılar devrinde yapılmış su kanalları, çeşmeler, bentler ve değirmenler görülmeye değerdir. Bahçe kültürü son derece gelişkin olan ilçede yeşillikler içinde kasırlara rastlamak mümkündür.

2000 yılı Genel Nüfus Sayımına göre ilçenin nüfusu 30.000'dir. İlçeye bağlı kasaba belediyeleri ve köylerin nüfusu 2.337'tür. Mevcut nüfusun %93'ü şehir merkezinde geriye kalan %7'si ise kırsal kesimde yaşamaktadır. Yörenin geçim kaynağı tarımsal ürünlere ve nakliyeciliğe dayalıdır.

Kızıltepe İlçesi 

 Kuruluş Yılı                :1931 yılında  

Nüfus                         :212,905 (İlçe Merkez Nüfusu 135,145)

Yüz Ölçümü               :İlçemizin yüz ölçümü 1. 218. 400 dekar alandır

Belediye Sayısı           :6

Köy sayısı                  :159

İlçemizin Özellikleri:

a)Tarihi Gelişimi

Sarı taşların egemenliğinin ovadaki kudreti, milat öncesini tarihi süreç içinde günümüze taşıdığı değeriyle önemli bir yere sahip olan Kızıltepe’nin bilinen en eski adı Dunaysır’dır.

Artuklular döneminde Urfa ve Diyarbakır’ı Musul’a bağlayan yollar üzerinde canlı bir konaklama ve ticaret merkeziydi. XIII. yüzyılın başlarında birkaç kez Eyyubiler tarafından yağmalanmış, daha sonra Selçuklu, İlhanlı, Memluk, Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Timur yönetimlerinde kalmıştır. Dunaysır yerine Koçhisar adıyla anılan yerleşim bölgesi, Koçhisar adlı diğer yerleşim yerlerinden ayırmak için “Mardin Koçhisarı” olarak adlandırılmıştır. l5.yüzyılda Karakoyunlularla Akkoyunlular arasında el değiştirmiştir. l6.yüzyılda Safevilerin egemenliğine girmiştir. Mayıs 1515'te Bıyıklı Mehmet Paşa Komutasındaki Osmanlı ordusu tarafından zaptedildiği tarihte İlçe İran hakimiyetinde olup, Şah İsmail’in kayınbiraderi olan Karahan Bey’in yönetimindeydi.

1517'de Osmanlı topraklarına katıldı. (Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi) Artuklular döneminde çarşı, han, hamam, cami ve medreseleriyle önemli ve zengin bir yerleşme olmasına rağmen, sürekli yağma ve savaşlar nedeniyle Osmanlıların eline yıkıntı durumunda bir köy olarak geçmiş, süreç içinde gelişerek l931yılında   "Kızıltepe" ismi ile İlçe statüsüne kavuştur.

İlçedeki tarihsel yapıların tümü Artuklular döneminden kalmadır. Bunların en önemlileri Kızıltepe Ulu Camisi, Harzem Tacettin Mesud Medresesi, Tarihi Taşköprü, Tarassut Kulesi ve Şahkulubey Kümbeti olarak bilinmektedir.

b)Coğrafi Durum :  

Kızıltepe İlçesi Mardin İlinin güneybatısında yer alır. Doğusunda Mardin ve Nusaybin, batısında Derik ve Ceylanpınar İlçeleri, kuzeyinde Mazıdağı İlçesi ile güneyinde Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti sınırları ile çevrilidir. İlçe İl Merkezine 27 km mesafededir.

İklimi Akdeniz iklimine benzer özellikler taşır. Yazları çok sıcak ve kurak kışları ise yağışlı ve ılımandır. Yıllık yağış ortalaması 300 mmtür. Yağışların az olması nedeniyle zaman zaman kuraklıklar yaşanmaktadır. İlçemizde nemlilik oranı 0 sayılabilecek bir orandadır. 

Mardin-Kızıltepe


Kaynak : http://www.mardinkulturturizm.gov.tr

Read 3500 times Last modified on Perşembe, 28 Ağustos 2014 15:00
Rate this item
(1 Vote)

Related items

More in this category: « Erzurum El Sanatları

Leave a comment

Proje & Uygulama

Esnaf Firma Rehberi Projesi Midyat Ajans & Self Servis İnternet Hizmetleri tarafından Tasarlanıp uygulanmaktadır.

Esnaf ve Firmalarımızın müşterilerine ürün,adres ve iletişim bilgilerini ulaştırmak, Esnafın tanıtımına destek olmayı hedefleyen  Esnaf Firma Rehberi günden güne büyümektedir.

İstatistikler

465189
BugünBugün264
DünDün2867
Bu HaftaBu Hafta9065
Bu AyBu Ay61114
TOPLAMTOPLAM465189

Haberdar Olun

Kaydolun ve İş Dünyasındaki gelişmelerden haberdar olun.